Saksafonun Mucidine Adanmış Büyülü Kent, Dinant…

5 Mart 2018 • Kültür ve Sanat, Şehirler ve HikayeleriComments (0)281

Avrupa’nın kalbinde çikolatasıyla ünlü Belçika’da, adı ve namı dünyaya yayılmış bir başkent olan Brüksel’in gölgesinde kalan, ortaçağın muhteşem görkemini günümüze taşıyan kalesi ve yemyeşil doğasıyla dikkat çeken Dinant’a konuk oluyoruz.

Belçika’nın sürprizlerle dolu kentlerinden biri olan Dinant, şehri ortadan ikiye bölen nehrin serinliği, 13.000 kişilik nüfusu ve eşsiz müzik geçmişiyle yazın ziyaret edebileceğiniz en güzel, sakin ve sanat dolu Avrupa kentlerinden biri. Ünlü pul ressamı André Buzin, heykeltraş Antoine Joseph Wiertz ve ressam Joachim Patinir gibi sanatçılara ev sahipliği yapan kentin en çok tanınan sakini ise Adolphe Sax. Aynı zamanda bir solist, akustisyen, besteci, şef, pedagog ve yayıncı olan Sax’ın şehri Dinant sokaklarında gezerken, kendinizi adeta bir müzikalin içinde dans ediyor bulacaksınız.

Kendi ismini de verdiği bir çok enstrüman keşfeden Sax’ın en meşhur keşfi ise caz müziğinin vazgeçilmezi saksafon. İlk olarak Dinant sokaklarında seslendirilen bu eşsiz enstrümanın dünya çapında bir üne sahip olması Sax’ın Paris’te verdiği bir konser ile olsa da, doğaçlama müziğin vazgeçilmezi saksafonun tarihte ilk kez çalındığı bina olan atölye kentin en büyük sembolü.

Şehrin sokaklarında bir anda karşınıza çıkan irili ufaklı saksafon heykelleriyle bu müzik mirasını ziyaret edenlerle paylaşan kentin en ünlü ikinci sembolü ise çikolata soslu sert bir kurabiye olan Couque de Dinant. Özgün tarifinde sadece un ve bal bulunan kurabiye alternatif tatlarla harmanlansa da bu ünlü kurabiyenin en çok tercih edileni şüphesiz ki Belçika’nın çikolata dolu mutfağından ilham alan çikolatalı versiyonu. Farklı boyut ve şekillerde bulunabilen bu kurabiyenin özellikle Noel zamanı tüm Belçika’da tüketilen bir tat olduğunu da paylaşmakta fayda var.

Gelelim kenti keşfe çıkanların görmesi gereken diğer noktalara. Fransız sınırına yakın bir vadide kurulması nedeniyle Fransa etkilerinin yakından hissedildiği kentteki ilk durak, Paris’teki isimdaşından ilham alınarak Fransız mirasının kentteki temsilcisi olarak 1277 yılında inşa edilen  Notre-Dame Kilisesi… Kentin mütevazi meydanını tüm ihtişamıyla kaplayan Notre Dame’ı ziyaret sonrasında gidilmesi gereken ikinci durak ise kısa bir füniküler ile varabileceğiniz, şehrin yamacındaki kayalığın tepesinde konumlanan La Citadelle.  Château de Freyr, Maredsous Abbey Manastırı ve La Hulpe Şatosu ise kentin çeperlerinde 1800’lü yılların soylu hayatına konuk olmak isteyen turistleri bekliyor.

Kapalı mekanlarda vakit geçirmek ve müzelerde sıra beklemek istemeyenler için de farklı alternatifler sunan Dinant’ta; özellikle dağcılık ve mağaracılıkla ilgilenenlerin Avrupa’nın en derin ve büyük mağara ağlarından biri olan Parc de Furfooz’u ziyaret etmesini öneriyoruz.

Yine Dinant’ta bulunan Belçika’nın büyük Devekuşu Çiftliği (Autrucherie du Pont d’Amour) ise çocuklarıyla açık havada vakit geçirmek isteyen aileler için iyi bir alternatif olabilir.

Tatilini bir keşfe çevirmek isteyenlerdenseniz Brüksel’den 40 dakika uzaklıktaki bu küçük Avrupa şehrini listenize ekleyebilirsiniz. Sizin için rengârenk bir tecrübeye dönüşecek Dinant ziyaretinizi Temmuz ayına denk getirmeniz halinde kentin en büyük festivali olan Dinant Caz Festivali’ne katılabilir, birbirinden özel saksafon sanatçılarının performanslarına şahit olabilirsiniz.

Şimdiden iyi seyahatler…

Pin It

Benzer İçerikler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir