Tarihe Dokunan Kutlu Şehir: Konya

12 Ekim 2018 • Şehirler ve HikayeleriComments (0)627

Sokaklarında tasavvufu, binlerce yıllık geçmişinde ise tarihin derin izlerini taşıyan Konya; gerek iklimi ve evliyaları gerekse tarihi ve ve dini yapısıyla pek çok alimin ve seyyahın ilgisini çekmiştir.

20 yy’ın en değerli edebiyatçılarından Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘’Beş Şehir’’ adlı eserinde ipuçlarına değindiği ve Bozkırın çocuğu olarak nitenlendirdiği Konya; sağlam ruhlu, kendi başına yaşamaktan hoşlanan, dışarıdan gösterişsiz lakin içinde çok zengin olan bir Orta Anadolu insanına benzetilir..

Anadolu’nun tam kalbinde yer alan ve dergahların dergahı olarak bilinen Konya’yı keşfetmeye hazırsanız yolculuğumuza başlayabiliriz.

Henüz öğrenciyken sınıflarda Türkiye’nin tahıl ambarı olarak andığımız Konya, aslında Anadolu tarihini yakından tanımak isteyenler için bir açık hava müzesidir. Malazgirt Savaşı’yla başlayan Anadolu’nun Türkleşme sürecinde yerleşilen ilk şehirlerden biri olan Konya’nın sokakları; Roma, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinin benzersiz mimari sentezlerini bir araya getirse de şehrin topraklarındaki yerleşim aslında çok daha eskiye, 10 bin yıl kadar önceye uzanır. 2011 yılında UNESCO tarafından dünyanın en önemli kültür miraslarından biri olarak seçilen ve modern kent merkezine 40 km uzaklıkta bulunan Çatalhöyük ise bu bölgedeki ilk yerleşim olarak kabul edilir. Kazılar sonrası tarihte bilinen ilk haritanın bulunmasıyla ünü tüm dünyaya yayılan Çatalhöyük, her ne kadar Konya’nın tarihle olan güçlü bağını kanıtlar nitelikte olsa da merkezindeki onlarca mimari eser ve kentin tasavvufla olan samimi bağı Konya’yı belki de diğer tüm şehirlerimizden ayırır.

Şehrin sokaklarının sanki bir inci gibi etrafına dizilerek genişlediği minik tepe, Konya’yı ziyaret edenlerin dikkatini çeken ilk durak olurken, sekiz Selçuklu sultanının kabrinin bulunduğu Alâeddin Camii’ne ev sahipliği yapan bu tepe adeta şehrin kalbi niteliğindedir. 1221’de Alâeddin Keykubad tarafından inşa ettirilen ve Selçuklu ahşap işlemeciliğinin en iyi örneklerinden biri olan bu sekiz asırlık camiden Mevlana Dergâhı’na uzanan cadde ise tarihi yapılarla dolu kentin neden açık hava müzesi olarak anılması gerektiğini kanıtlar niteliktedir. 10 dakikalık bir yürüyüş ile sırasıyla İplikçi Camii, Şerafettin Camii, Şems-i Tebrizi Camii ve Selimiye Camii’ni arkanızda bırakarak varacağınız Mevlana Müzesi ise yolculuğunuzda karşınıza çıkan ve görmeden geçmek istemeyeceğiniz duraklar arasında yer alır.

Mevlâna Celâleddin Rûmî’nin babası Sultânü’l-Ulemâ Bahâeddin Veled’e, Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubad tarafından hediye edilen Gül Bahçesi Mevlana’nın vefatı sonrası türbeye dönüştürülmüştür.  16. yüzyılda II. Selim tarafından inşa edilen semâhâne ve mescid’e III. Murad zamanında matbah-ı şerîf ve dedegân hücreleri ilave edilmiştir. Bununla birlikte müzenin içinde Selçuklu, Karamanoğulları ve Osmanlı dönemine ait 2.756 cilt içinde 4.000’in üzerinde el yazmasının yer aldığı bir de kütüphane yer almaktadır.

Mevlâna Müzesi’nin yanı sıra, şehrin görkemli Selçuklu eserlerinden bir diğeri de Karatay Medresesidir. Günümüzde Çini Eserleri Müzesi olarak ziyaretçilerini karşılayan yapı, 1251 yılında Selçuklu Emiri Celâleddin Karatay tarafından kentte astronomi eğitimine başlanması için inşa ettirilmiştir. Daha sonraları astronomi eğitimi yerine hadis ve tefsir eğitimi verilmeye başlanan yapı, aynı zamanda Selçuklu Çini Sanatı’nın en büyük eserlerinden biri olarak kabul edilmesi nedeniyle de büyük önem taşır. Kentte ayrıca İnce Minareli Medrese, Sahipata Külliyesive Anadolu’nun en büyük Selçuklu Hanı Zazadin gibi birçok mimari eser de bulunmaktadır.

Büyük İslam bilgini Mevlana’nın kavuşma günü olarak anılan Şeb-i Aruz’u dünyanın dört bir yanından gelen yüz binlerce insan ile kutlamak ve mesnevi sohbetleriyle kalbinizi dinlendirmek isterseniz bu yıl 17 Aralık’ta 745.si kutlanacak olan etkinliği kaçırmamanızı öneririz.

 

Pin It

Benzer İçerikler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir