İstanbul’un Tarihi Vitrini “Balat”

8 Ocak 2019 • Şehirler ve HikayeleriComments (0)1125

Adım attığınız her köşede ayrı bir yaşanmışlığın size göz kırptığı; görkemli hanlara, saraylara, yüzyıllara meydan okuyan kulelere, nefes kesen boğaza ve saymakla bitmeyecek güzelliklere ev sahipliği yapan, çok özel bir şehirdir İstanbul.. Bir de yanı başımızda olmasına rağmen henüz birçoğumuzun keşfine nail olamadığı gizli kalmış hazineleri vardır bu güzel şehrin.. Gelin bugün sizi İstanbul’un gizli kalmış hazinelerden birine Balat’a doğru kısa bir yolculuğa çıkaralım…

Yunanca ‘’Saray’’ anlamına gelen Palation’dan devşirme olan Balat, 1998’de UNESCO Dünya Kültür Mirası kapsamında koruma altına alınan, İstanbul’un Haliç kıyısındaki en eski semtlerinden biridir. Müslüman, Hristiyan ve Yahudi cemaatinin yüzyıllarcabirbirine komşu olarak yaşadığı ve eski İstanbul’un tam kalbinde olan semt; kilise, cami ve sinagog gibi farklı dinlerin sembolü olan birçok yapıya da ev sahipliği yapar.

Renkli, cumbalı evleri ve bozulmamış mahalle dokusu ile amatör – profesyonel tüm fotoğrafçılara ev sahipliği yapan Balat’ın bir diğer özelliği ise, her bir sokağında yer alan antikacı, mezatçı ve ikinci el eşyalar satan eskicileridir..Kendinizi tarihte bir yolculuğa çıkmış gibi hissedeceğiniz bu dükkanlarda; çevirmeli telefonlardan, tahta oyuncaklara, nostaljik gramafonlardan, vintage tabaklara kadar eskiye dair ne ararsanız bulabilirsiniz.

Ve şüphesiz yürüyüş yolunuzda dekoratif bisikletlerin arasındaki sevimli kafelerde dinlenebilir, dilediğiniz zaman semti keşfetmeye devam edebilirsiniz.

Keşif demişken..Bu eski İstanbul mahallesinde tarihin izlerini arayanların mutlaka ziyaret etmesini önerdiğimiz yapıları gelin birlikte inceleyelim:

1-Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi

Dünya Ortodoks Hristiyan kiliselerinin evrensel merkezi olarak kabul edilen Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi, kısaca ‘Fener Patrikhanesi’ olarak biliniyor ve 1602 yılından beri aynı yerde faaliyet gösteriyor. Osmanlı zamanında İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’in ve Cumhuriyet dönemi hükümetlerinin Ortodokslara yönelik hoşgörülü yaklaşımının da etkisiyle gücünü ve varlığını günümüze dek sürdürebilen Patrikhane, her yıl binlerce kişi tarafından ziyaret ediliyor. 5. Yüzyıldan kalan patrik tahtı, Hz. İsa’nın Kudüs’te kırbaçlandığı kabul edilen bir sütun ve 3 Azize’ye ait tabutlar kilisede bulunan değerli eşyalar arasında.

2-Aziz Stefan Bulgar Kilisesi

Yapılışı oldukça ilginç olan bu kilise, dünyada aynı yöntemle inşa edilmiş ikinci yapı. Viyana’da yapılmış parçaların, Tuna Nehri üzerinden getirilmesiyle küçük bir bahçeye kurulmuş. Tarihi yapı, mimari olarak da oldukça önemli. İçerisinde altı büyük çan bulunan ve Bulgar Eksarhanesi’ne bağlı olan bu tarihi ibadethane, yaklaşık 500 ton demir kullanılarak inşa edildiği için halk arasında ‘Demir Kilise’ olarak da anılıyor. Prens Stefan Bogoridi’nin bağışladığı arazi üzerindeki ahşap yapının yıkılması ile yapılan ve 1898 yılında tamamlanan bu kilise, dünyadaki tek demir kilise olma unvanına da sahip.

3-Moğolların Meryemi Kilisesi

Kanlı Kilise Geçmişi 7. yüzyıla dayanan yapı, orjinal dokusu bozulmadan korunan tek Bizans kilisesi. Kanlı Kilise olarak da bilinen bu yapının ilginç bir hikayesi var. İsmi; Bizans imparatorunun kızı, Maria Despina Palaiologina’dan gelmektedir. Moğol imparatoru olan kocasının vefatından sonra, İstanbul’a gelip bu kilise ve manastırı yaptırmış ve burada yaşamıştır. Kendini dine adayan, misyonerlik yapan Prenses Maria, yaptığı iyilikler ve din adına çalışmaları nedeniyle Moğolların Meryem’i olarak anılmaya başlamış. Burası, İstanbul’un fethinden önce kalmış ve camiye çevrilmemiş en eski kilise. Hala ibadete açık olmasının ve restorasyonlarının özgürce yapılabilmesinin hikayesi ise oldukça enteresan. Fatih Sultan Mehmet’in zamanında inşa edilen bir Camii’nin mimarlığını yapan Mimar Atik Sinan, sultandan bu kilisenin camiye çevrilmemesini rica ediyor. Fatih Sultan Mehmet de bu isteği kabul ediyor ve özel bir ferman yazıyor. Fatih Sultan Mehmet’in fermanı ise hala kilisenin içinde asılı.

4-Küçük Mustafa Paşa Hamamı

Fatih Sultan Mehmet Dönemi’nde Kara Mustafa Paşa tarafından yaptırılan ve bin 900 metrekare genişliği ile İstanbul’un en büyük hamamlarından biri olan Küçük Mustafa Paşa Hamamı, yenilenen yüzü ile ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor. 15. yüzyıldan bu yana hala ayakta olmasına rağmen hamam işlevini 1995’li yıllarda kaybeden bu tarihi yapı, günümüzde kültür ve sanat faaliyetlerine ev sahipliği yapan bir alan olarak kullanılıyor.

5-Ferruh Kethüda Camii

Ferruh Kethüda Camii, Osmanlı’nın gelmiş geçmiş en büyük mimari Koca Sinan’ın eseridir. On altıncı yüzyıldan kalma bir tarihi eser olan bu cami, Semiz Ali Paşa isimli vezirin kahyası Ferruh Kethüda adına, Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Arka duvarında bir güneş saati de bulunan bu eser, Osmanlı döneminde Halvetiyye tarikatının Sünbüliye koluna ait bir tekke olarak da kullanıldığı için o dönemde Balat Tekkesi olarak da isimlendirilmiş.

6-Fener Rum Erkek Lisesi

1881 yılında, Fransa’dan ithal edilen malzemeler kullanılarak inşa edilen bu oldukça büyük, kırmızı tuğla bina zaman zaman ‘’Kırmızı Kale’’ olarak da isimlendirilmiş. Mimarisi ve tarihi yapısıyla Fener’in en güzel binaları arasında gösterilen bu tarihi lise, İstanbul’un sayılı Rum eğitim kurumlarından biri. Görkemli yapısı ve ortasında bulunan kalın kubbesiyle de dikkat çeken lise, ihtişamı yüzünden zaman zaman Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi ile karıştırılabiliyor.

7-Balat Çıfıt Çarşısı

Eskiden her türlü eşyanın satıldığı çarşılara “Çıfıt Çarşısı” denilirmiş. Farklı dönemlere ait yapıların yer aldığı, küçük dükkanlarla çevrelenmiş Balat Çarşısı; Eski Çarşı, Çıfıt Çarşısı isimleri ile de biliniyor. Şarkılara konu olmuş Agora Meyhanesi’ne ise ev sahipliği yapmaktadır.

Pin It

Benzer İçerikler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir