“Telefon”un 143 yıllık geçmişi, “Alo”nun hiç bitmeyen serüveni

9 Mart 2019 • Kültür ve SanatComments (0)2207

“Son yüz elli yılın en iyi icadı nedir?” diye sorsalar çoğumuzun vereceği yanıt kuşkusuz “telefon” olacaktır. Hatta icat edildiğinden bugüne hem ekonomik hem teknolojik hem de sosyal hayata olan etkilerini düşünürsek en iyi olma konusunda ilk sırayı bile alabilir bizce.

İnsanoğlu var olduğundan bu yana birbirleri ile iletişim kurmanın yollarını aradı ve yüzyıllar boyunca uzak mesafelerle haberleşmeyi sağlayacak farklı yöntemler denedi. Bundan yüzbinlerce yıl önce “tamtam” çalma ile başlayan bu serüven, mağara duvarlarına çizilen resimler, dumanla haberleşme, posta güvercini, ulak ile haberleşme, mektup, gazete, dergi, telgraf, daktilo derken sonunda telefonun icat edilmesiyle çok farklı bir noktaya ulaştı. Bu sayede geçmişten günümüze iletişim, günden güne boyut atladı. Şimdilerde ise dünyanın farklı kıtalarındaki kişilere dahi kolaylıkla ulaşabiliyoruz.

Hemen her yaşta insanın gün boyu elinden düşürmediği, hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olan telefonunun ne zaman, kim tarafından ve nasıl icat edildiğinin hikayesini merak ediyorsanız sizleri keyifli bir yazı bekliyor.

Pantolonuna dökülen asit, icadının ispatını sağladı

Telefon için; bundan 143 yıl önce Boston Üniversitesi’nde ses fizyolojisi profesörü olan Alexsander Graham Bell’in duyma zafiyeti bir kadına duyduğu aşkın ürünü diyebiliriz.

Annesi de işitme engelli olan Bell, tüm hayatını sağırların eğitimine adarken, deneyler yapmaya devam etti. Kanada’dan Amerika’ya giden, sonrasında ise Bostan’da işitme engellilere dil eğitimi veren bir okul kuran Bell, araştırmalarını sürdürerekelektrik akımının konuşma sırasında oluşan titreşimleri andıracak biçimde değiştirilebileceğini buldu. Bu buluş ise telefonun ilk adımıoldu.

1876 yılının Mart ayında sesi taşımak üzere tasarladığı bir araçla deney yaptığı sırada küçük bir kaza meydana geldi ve belki de o kaza o güne kadar başına gelen iyi şey oldu. Pantolonuna pilin asidi dökülen Bell, yakınında sandığı asistanı Thomas Watson’dan yardım istedi. Oysa binanın başka bir yerinde olan Watson, Bell’in sesi yanındaki ağızlıktan gelince duyduklarına inanamadı. “Bay Watson, buraya gelin. Sizi görmek istiyorum” diyen Bell’in isteğini yaptı ve yanına giderek, sesin aletten kendisine ulaştığını söyledi.

10 Mart 1876’daki bu diyalog, o sırada her ne kadar tek taraflı kalmış olsa da telefonda yapılan ilk konuşma olarak tarihe geçti.

Bir yıl sonra telefonun patentini alan Bell’in bu icadı ise Amerika’nın Bağımsızlık Bildirgesi’nin yayımlanışının 100. yıl kutlamalarına katılan konuk Brezilya İmparatoru 2.Pedro tarafından “Bu konuşuyor” diye haykırmasıyla dünyaya ilk kez ilan edilmiş oldu.

“ALO” Aşkına…

Konuşmaya yeni başlayan bebeklerin “anne” ya da “baba” demesi beklenirken birçoğunun ağzından çıkan ilk kelimenin “Alo” olduğuna şahit olmuşuzdur. Dünyanın neresine giderseniz gidin telefonda karşılama sözü olarak duyacağınız “Alo”nun hikayesi ise telefonun icadı kadar ilginç. Çünkü “Alo” sözcüğü, gerçekte bir sevgilinin adının “kısaltılmış” hali. Tabii ki bu kişi telefonun mucidi Bell’in sevgilisinden başkası değil J

Graham Bell, aşık bir sevgiliden yapması beklendiği üzere telefonu icad edince ilk hattı tam adı “Alessandra Lolita Oswaldo” olan sevgilisinin evine çekmişti. Çalan her telefonun sevgilisinden geldiğini bilen Bell, açar açmaz “Alessandra Lolita Oswaldo” diyordu. Daha sonra sevgilisinin adını “Ale Lol Os” diye kısaltarak hitap etmeye başlayan Bell, çalışmaları uzadıkça, ona iki heceli bir ad buldu. Bu kısa ad ise “Alo” idi.

Ancak bu aşk hikayesi, telefondan başka bir şey düşünmeyen sevgilisinin bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsız olan Alessandra Lolita Oswaldo’un Bell’i terk etmesiyle son buldu.

Yıllar içinde kendisini arayan kişiler çoğalsa da sevgilisinin bir gün arayacağı umudunu hiçbir zaman kaybetmeyen Bell, her telefonu sevgilisi olduğunu umarak “Alo” diyerek açtı. O günlerde telefon kullanan herkes, Alexander Graham Bell’in anısına saygı olarak telefonu açtıklarında “Alo” demeye başladı.

2 Ağustos 1922 tarihinde hayata gözlerini yuman Bell’in kendisi icadıyla, sevgilisi ise adıyla yaşamaya devam ediyor.

İşitme engeline karşı yürüttüğü çalışmaların sonucu insanlığa büyük bir armağan veren Bell öldüğünde ise kendisine duyulan büyük saygı ve sevgiden ötürü soyadından yola çıkılarak telefonu simgelemek için kırmızı “çan” kullanıldı.

Pin It

Benzer İçerikler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir