Sevgililer Günü gelince aşk sanki tek bir forma bürünür: büyük sözler, büyük jestler, kırmızı bir dünya. Oysa aşkın en kalıcı hali çoğu zaman daha sessizdir; göstermez, hatırlar.
Bugünkü romantik anlatı, tarihin her döneminde aynı şekilde yaşanmadı. Şubat ortasına dair eski ritüeller bereket ve arınma fikrini taşırken, Aziz Valentine’e atfedilen hikâyeler “birlikte olma hakkı” gibi daha insani bir çizgiyi öne çıkarır. Doğru ya da efsane… Yine de şunu söyler: Bu gün yalnızca romantizmi değil, insanların birbirine tutunma ihtiyacını da anlatır.
Tarihin büyük bölümünde aşkı açıkça konuşmak kolay değildi; duygular cümlelere değil işaretlere saklandı: Mektuplardaki boşluklara, mühürlere, seçilen kelimelere… Bazen bir mendil “dön” çağrısına dönüştü; bazen kimsenin görmeyeceği yere işlenmiş küçük bir harf koca bir hikâyeyi taşıdı.
Çiçekler de uzun süre “romantik dekor”dan önce bir dil oldu. Viktorya döneminde “floriografi”, söylenemeyen duyguların kodlandığı zarif bir sözlüğe dönüştü: Hangi çiçek, hangi renk, nasıl bir buket… Osmanlı’da anlatılan “selam” geleneğinde de nesneler ve bitkiler üzerinden mesaj gönderme fikri öne çıkar; sözün riskli olduğu yerde sembol güvenli bir yol olur. Aynı şeyin iki coğrafyada iki yorumu: Konuşmadan anlaşmak.
Aşkın çiçeklerle konuştuğu Viktorya çağında, çikolata da bir mesaj taşıyıcısına dönüştü: Richard Cadbury’nin 1860’larda tasarladığı kalp biçimli çikolata kutuları, hediyeyi bir nesneden çıkarıp sembole çevirdi. Kutunun formu, içindeki çikolatadan önce niyeti anlatıyordu.
Bu sembol dili bugün de farklı biçimlerde yaşıyor. Japonya’da kime hangi çikolatanın verildiği başlı başına bir kod: “giri choco” (nezaket/teşekkür) ile “honmei choco” (romantik his) ayrımı gibi. Güney Kore’de 14 Şubat’ın ardından 14 Mart White Day ile “karşılık verme” ritmi oluşuyor; Gana’da 14 Şubat’ın National Chocolate Day olarak konumlanması da günün anlamını yalnız romantik anlatıdan çıkarıp daha paylaşımcı bir yere taşıyor.
Ve tarihin bazı zamanlarında aşk, kutlamadan önce dirençti: görünmek yasakken görünmeden sevmek, konuşmak riskliyken işaretle anlaşmak… Bugünse konuşmak çok kolay; anlaşmak her zaman değil. Hız, dikkat dağınıklığı ve belirsizlik; açıklaması olmayan kopuşları, yarım kalan cümleleri çoğaltıyor.
Belki de Sevgililer Günü’nün en gerçek tarafı burada: Herkesi aynı duyguya zorlamadığı yerde. Aşk tek bir biçim değil; bazen ilişki, bazen dostluk, bazen bir hatıra, bazen de insanın kendine iyi davranması. Ve çoğu zaman en sahici hali, büyük gösterilerde değil küçük seçimlerde saklı; zor bir günde sorulan bir hatır, üşümeyesin diye bırakılan bir hırka, akılda tutulmuş bir detay… ya da avucunun içinde duran küçük bir kalp.
Aşk bazen en çok sessizken anlaşılır. Çünkü gerçek bağlar gösteri istemez; sadece sıcaklık ister.
Devamı »